URARTULAR DEVRİNDE ÇEMİŞGEZEK

Urartular, Doğu bölgesine Orta Asya'dan kabileler halinde parça parça gelmişler, önce Van gölü Kuzeyine yerleşmişlerdi. Geldikleri tarih belli değildir. Ancak (M. Ö. 900 - 650) arasında Doğu Anadolu’nun mukadderatına esaslı surette müessir olacak kadar kuvvetlenmişlerdir.

Önce Asur hükümdarlarından Assurnasirbal III zamanında Dicle nehrinin soluna ve cenubuna tesadüf eden ve sonra Zagros'dan Palu'ya kadar uzayan topraklara yayılmış ve Asurların zayıf veya kuvvetli bulundukları sıralarda, onlar da zaman zaman genişlemiş veya küçülmüşlerdir.

Bu cümleden olarak Asur Kralı Salmanassar III (M.Ö. 858 - 824) zamanında Urartulara yapılan tazyik bir kat daha şiddetlendirilmiş olduğundan Uratu Kralı Sardur II Van gölü kuzeyinde bulunan hükümet merkezi (Arzaşkun) şehrini, mevkii sarp ve zaptı müşkül olan Van şehrinin bulunduğu kayalık bölgeye götürmüş, buradaki kayalıklar üzerine Van kalesini kurmuştur (1).

Asur Kralı Salamanassar III ın ölümünden sonra Asurların zayıflamasi üzerine o zaman Urartu devletinin başına geçen İspuinis önemli askeri hareketler yaparak memleketin sinirlarmi Batıya ve Güneye doğru genişletmeğe muvaffak olmuştu.

Bu kralın oğlu Menuas (M.Ö. 810 - 785) babası tarafından tahta iştirak ettirildi. Bu sıra Urartuların nüfuz bölgesi, en ziyade Van gölü ve etrafına inhisar ettirilmişti. Van gölü civarında (Musasir) mAbedi (Nairi) halkının en büyük mabudu olan Haldı nin makarri bulunuyordu. Kral Menuas, budaları Asurlardan temizlemişti. Kahraman oğlunun fütuhatını gören İspuinis ihtiyar baba idareyi büsbütün oğluna terk ile kendisi, birçok mabetler yaptırmış ve bu mabetlere kurbanlar ve hediyeler takdim etmekle meşhur olmuştur. Kendisi Urartu dininin en büyük ruhani reisi tanihyordu.

Kral Menuas (M.Ö. 804) tarihlerine doğru Harput ve havalisini de idaresi altma aldıktan sonra Fırat’ı geçerek Melidi (Malatya) deki Yeni-Eti Prensini hegemonyasi altına almıştı.

İşte Harput kalesinin Uratulular devrinde ve bilhassa bu kralın zamanmda yapıldıgına dair olan tahminlerirniz. son zamanlarda elde ediien vesikalarla kuvvetlenmistir, (2)

Bundan başka M. Ö. IX — VIII inci yüzyılda Harput şehrinin (Har-i^utavanas) şeklinde görüldüğünü Kargamış menşeli bir Hitit hiyeroglif l'kjtabesinden bgremniş bulunuyoruz. Bu Kargamiş Kitabesine göre (Har-', putas) şehrinde Hititlerin baş tanrılarından biri olan Fırtma Tanrısının mAbedi mevcuttur (8).

Urartu kralları arasında en çok Kitabe bırakan İspuinis (M.Ö. 817 -810) ile o|lu Menuas (M.Ö. 810 - 785) dir. Menuas yapdırdıgı her eser ve abide için bir Kitabe yazdırmıştır. Bu gibi eserlere Harputda da tesadüf edilmiştir. Bunlardan birisi:

M.Ö. IX — VIII inci yüz yıllara mal edilip Harputda bulunan ve XIX uncu yiiz yıl sonlarmda ecnebilerce satin almmış olan bir kabartma ta§ parçası vardır. Bilhassa gerek tasvir, gerek üslüp bakımından dikkati çeker. Kabartma parçası iki sahneli olup, sahneler birbirinden kabartma bir şerit ile ayrılmıştır. Üstte saga doğru yürüyen bir şahsın ancak sol ayagı görülebilmekte, altta ise bir savaş sahnesinin tasvir edildigi anla-şılmaktadır. Alt sahnenin sagmda elinde yuvarlak değil de uzun bir bi-çimde, başka bir tabirle Anadolu'da umumiyetle kullanilmakta olan yuvarlak kalkan tiplerine hiç de benzemiyen kalkanı taşıyan bir muharip görülmektedir .Muharibin tam karşısmda, yine uzunca ve birincisine benziyen diğer bir kalkanla mücehhez olduğu anlaşılan diğer bir muharip tasviri mevcuttur.

Üslüp, bilhassa dikkat çekicidir. Bossert, bu kabartmanm bir Asur eseri olabilece|ini ve fakat Urartululara bagh bir eyalet eseri de olması ihtimalini ileri sürrnektedir (3).

Eser, Asur üslübunu andırırsa da kanaatimizce bunun bir Urartu eseri olması çok daha muhtemeldir. Esasen Harput bölgesinin Urartu niifuz sahasına dahil bulundu|u malüm bir keyfiyettir.

Harput Bolgesinde Urartu krallarına ait bazı Kitabeler daha tesbit edilmiştir.

A — Krai Sarduris 111 (M.Ö. 760 - 733) devrine ait Harput'un 50 Km. Gimey batısında İzolu nahiyesine baglı Habibuşagı köyünde bulun-muştur.

Bu Kitabede Krai Meliten (Malatya) ve Babanis şehirlerinin genç ve güzel kızlarına sahip oldum diyor.

Sari Taksiye (Charl Taxie), Fıratm sol sahilinde (tzoğlu) ismindeki kariyede iki metre boyunda ve bir metre eninde bir levha üzerine Mıh yazısı (çivi) ile mahkuk kirk satırlık bir Kitabe vardır ki, bunu Multke de görmüş ve okumuştur, ayni zamanda bunu Asurlulara atfetmiş ve Asur egemenliğinin hatıratı vilayetin her yerinde vardır, der (4). Halbu-ki Kitabe doğrudan doğruya Urartulara aittir (5).

B — Rusas 11 (M.Ö. 6BO - 645) zamanmda Harput'un 50 Km. Ku-zey Doğusunda Mazkirt kasabasmda bulunmaktadır.

C — Kral Ispuinis (M.Ö. 817) ve oğlu Menuas (M.Ö. 810-785) devirlerinde Paiin (6) mevkiindedir.

D — Yine aym kralların zamanına ait ve Harput'un 60 Km. Doğusunda Palu kalesindedir,

Kral Argistis 1. (M.Ö. 785 - 760) zamanı, Asurlaıia Urartuluların daima karşı karşıya çarpışmalarıyla geçmiş olduğundan Harput ve dolayları da bu devirlerde, bu iki devietin arasında birkaç defa el degiştirmiş ve bu mücadele yülarca devarn etmiştir (7).

Nirbolular ve bazı küçük Hitit hükümetlerinin kuvvetleriyle takviye edilmiş olan Asur ordusu Amidi zapt ettikten sonra 781 yılı yazmda Kuzeye do|ru yönelerek Muş vAdisinden geçerken Kulp bogazmdan aşagı inen Urartu ordusu ile Hani civarmda karşılaşdı. Urartulular, gizlice Nirbolular ve Eti kuvvetleriyle anlaşdılar. Nirbolular, teslim olunca Eti kuvvetleri de dagıldılar. Bu suretle her iki yanı açılmış olan Asur kuvvetleri, Urartu suvarileri tarafmdan çevrilerek büyük kısmı imha edildi. Urartular, bu suretle Muş ovasını, Amidi zapt ettikten sonra Meliten'e (Malatya) kadar geldiler. İşte bu yol üzerinde bulunan Genç, Palu ve Harput gibi müstahkem kaleler de Urartular'm ellerine geçti (8).

Aristis 1. ve Sardur III. devirleri Urartuluların kuvvet ve nüfuz bakımından en yüksek zamanmı göstermektedir. sınırları, Doğuda Zag-ros dağlarından, Batıda Fıratın sol sahillerine, Kuzeyde Palu'dan Güneyde halep'e kadar uzanıyordu.

Harput, bu sınır içinde ve Urartuluların egemenliği altmda iken Asur Krah Tiglatpalaser 111 (M.Ö. 743) tarihlerine doğru büyük bir kuvvetle harekete geçerek Etileri ve sonra Urartu Kralı Sardur 111 u fena halde maglüp etmişti. bine yakın esir veren Urartu kuvvetleri Van bölgesine sürülmekle Harput, tekrar Asurların eline geçmis bulu-uuyordu,

Bu maglübiyetten sonra Urartularm yüdızı sönmeğe başlamıştı. Her ne kadar sonra gelen krallar, Urartularm ayakta kalması için çırpmmışlar ve yeniden harekete geçerek ordular kurmuşlarsa da bir taraftan A-surlann diğer taraftan Kafkas geçitlerinden Urmiye — Van güileri arasındaki bölgeye akan Kimmerüerin arasında bu iH kuvvet tarafmdan sı-kıştmlmca kuvvetlerinin eridi|ini gören kahraman kral Rusas, ye'sinden intihar etmiştir.

Bundan sonra Urartular, Asurların metbuu olarak kalmıştır. Ancak Kral Rusas 11 (M.Ö. 680 - 645) zamamnda yukarıda sözü geçen ve Maz-kirtde bulunan Kitabeden anlıyoruz ki, bu kral, buralara kadar tekrar gelmiş ve hüküm gürmüştür.

Sonra gelen krallar siyasetlerini kAmilen Asurlar lehine çevirdiler. öncece Asurlular üzerine herhangi bir tecavüzde, başda gelirlerken şimdi bitaraf olarak kalmışlar ve bu suretle krallıklarını muhafaza edebil-mişlerdi; fakat Urartularm, Asurlara gösterdikleri bu yakınlıfın cezası, sonunda yıkılacak olan Asur saltanatının harabeleri altına kendi istiklallerini de gömmek olacaktıı.

Urartularm son krallarından Erirnena (M.Ö. 625 - 605) zamanında, gerçi Asur sat vet ve kudreti esaslı surette sarsılmaga başlamış ve Urartulara azıcık bir nefes alma fırsat ve ümidini vermiş ise de, bir taraftan Kuzey Batı Iramn, bugünkü Azerbaycan bölgesinde M.ö. VII nci yüz yıldanberi belirme|e başlıyan (Med) devletinin, diğer taraftan Kafkas derbentlerinden akan (Iskit) lerin bütün yakın şarkı tehdit edecek bir durum alması Urartularm umitlerini büsbütün kırnııştı. Bu suretle Urartu halkının önemli bir kısmı her iki bora önünde yurtlarım btrakarak dagılmışlar, kralhklan da sönüp gitmiştü.

Tarihcilerden bir çoğu, Urartularm gerek şekil, gerek Adet ve Anane itibariyle eski (Subaru — Huri) boylarına mensup ve Türk neslinden olduklarını söylemektedirler. Urartuların dili de Huri dilleri gibi Asyanik bir lehçedir, Bu kavim, çok çalışkan, cesur ve atılgan bir kavimdi, 300 küsur sene Doğuda yer yer yaşamışlar, medeni şehirler kurmuşlar, birçok eserler bırakmışlardır (9).

(2) Bak, Aşaguda Kale nuu

wıale. Belleten, sayı: 39 - s. 402.

, s. 84-85.

(3) Bossert Altanatolien 1942. Berlin, s. 93, No. 1212.

(4) Küçük Asya, c. 3, s. 104.

(6) Bu yer adınm karşıhKinı bulamadıg'im için yerinin tesbiti kabil olmamış-tır. Ancak fikrimizee buranın Mnzkirt'e çok yakın Pah, veya Mazkirt'le Palu sııyu arasında bulunan Muhuıvclunun yukanlarına te.^adüf eden bir yerde olması icab eder, bence, buvanın Pah olması en ınakulu ve ınünasibidir.

(7) Ord. Prof. M. Şemseddin Günaltay, Yakın Şavk II. Aı.adnhı, s. :]17 vc dv.

(8) Kadri Pevk, Doyu Anadolu’nun eski zanıanlan, s. 87.

(9) Ord. Prof. M. Şemşeddin Günaltay, Yakın Şark II, Anadolu, s. 317-328.

 

URARTU UYGARLIĞI (M.Ö. 860-580)

 

Hitit İmparatorluğunun güçlü bir biçimde varolduğu ve bugünkü Çemişgezek -Elazığ yöresinde Huri kökenli İşuwa Krallığını egemenliği altında bulundurduğu yıllarda daha doğuda da (Van gölü yöresinde) birtakım kabileler yaşamaktaydı. Bu bölge Asurlular tarafından Uruatri (dağlık bölge) olarak adlandırılmaktaydı. M.Ö. 9. yüzyılın ortalarında, göçebe durumdaki bu kabileler birleşerek Urartu Devletini kurdular.

Mapurartu.jpg (83596 bytes)

Kendileri için Biaini terimini kullanan Urartuların başkenti Van Gölü kıyısında bir kayalığın üzerine kurulmuş bulunan Tuşpa idi. Ülkenin en geniş sınırları kuzeydoğuda Sovyet Ermenistanına, güneydoğuda Urmiye Gölüne, kuzeybatıda Erzincan’a, güneybatıda ise Malatya yöresi ve Toros dağlarına değin uzanıyordu. Buralarda askeri ve ekonomik amaçlı pek çok kent kurulmuştu (batıda Palu, kuzeyde Armavir Blur, Van bölgesinde Çavuştepe ve Fırat kıyısında Habibuşağı gibi).

M.Ö. 8. yüzyılın ortalarında Urartu’nun etki alanı Suriye’ye doğru genişlemeye başlamıştı. Kral II. Sardur bazı Geç Hitit beylikleriyle bir koalisyon kurup Asur egemenliğine karşı harekete geçti. Ancak Asurlular M.Ö. 743 tarihinde Adıyaman-Gölbaşı yöresinde Urartu-Geç Hitit koalisyonunu yenerek Tuşpa’yı kuşatınca Urartu egemenliğine büyük bir darbe vuruldu. Aynı dönemde de kuzeyden göçebe Kimmerlerin saldırıları başlamıştı. Bu nedenlerle Urartular M.Ö. 8. yüzyıl sonlarında Van gölü yöresine çekilmek zorunda kaldılar. Daha sonra II. Argişti ve II. Rusa dönemlerinde yeniden bazı merkezler kuruldu (Toprakkale, Adilcevaz, İran’da Bastam, Aras ırmağının kuzeyinde Karmir Blur gibi). Buna karşın Urartu devletinin gerilemesi durdurulamadı ve M.Ö. 612 yılında Asur İmparatorluğunun yıkılışını izleyen on yıl içinde Urartu devletine Medler ve İskitler tarafından son verildi.

Urartuların en önemli çalışmaları bayındırlık alanında olmuştur. Bunun nedeni de bölgenin sarp kayalık yapısı nedeniyle son derece ölçülü biçimde inşa edilmesi gereken kaleler ve şehirlerin gerekli olmasıdır. Urartular tarafından inşa edilen kale, kent, baraj, su kanalı, tapınak ve kaya anıtları bu bayındırlık çalışmalarının en canlı tanıklarıdır. Ayrıca Tuşpa’da kayalara oyulmuş olan Urartu kral mezarları türünün dünyadaki ilk temsilcileridir.

Urartu dini çok tanrılıydı. En önemli tanrıları Haldı (Savaş Tanrısı), Teişeba (Fırtına Tanrısı-Hititlerde Teşup) ve Şivini (Güneş Tanrısı) idi. Urartular bu tanrılara açıkhava kutsal alanları yanında kendilerine özgü büyük bir kompleks oluşturan tapınaklarda da törenler düzenlerlerdi. Bu tapınakların en ilginç özelliği tanrı heykelinin durduğu kare planlı yüksek kuledir. Dış yüzlerine tanrılara adak olarak sunulmuş tunç kalkanların asılı olduğu bu yapıların iç duvarları mavi ve kırmızının egemen olduğu duvar resimleriyle bezeliydi. Bu tür tapınaklara örnek olarak Ağrı’nın Patnos ilçesindeki Aznavurtepe kalesindeki tapınak ile Toprakkale’deki tapınak verilebilir.

Urartu sarayları genellikle iki katlıydı. Alt kat mutfak, banyo, tuvalet gibi hizmet birimlerine ayrılmıştı. Üst katta ise büyük bir kabul salonu ile yatak odaları bulunmaktaydı (Çavuştepe ve Adilcevaz Urartu sarayları gibi).

Urartu devletinde her türlü alt yapı hizmeti devlet tarafından planlanmıştı. Bunlar arasında sulamaya özel bir önem verilmişti. Kral Menua’nın yaptırttığı 56 km. uzunluğundaki su kanalı (şamram Kanalı) 2800 yıl önce yapılmış olmasına rağmen bugün hala Van’da hizmet vermektedir. Aynı şekilde Toprakkale için inşa edilmiş olan Keşişgöl Barajı bazı onarımlarla günümüzde de kullanılmaktadır.

Ayrıca Urartu şehirleri arasındaki ulaşımı sağlayabilmek için bir karayolu şebekesi kurmuşlardı. Dünyanın en eski ulaşım sistemlerinden olan Urartu karayollarının en etkileyici kalıntıları Bingöl dağları üzerindedir. Van’dan Palu, Harput ve Malatya’ya uzanan bu karayolu ortalama 5.40 m. genişliğinde olup, her 25-30 km. de bir konaklama istasyonu bulunuyordu.

Dilleri Hurice ile akraba olan Urartular, çivi ve hiyeroglif yazısı kullanıyorlardı. Urartu ülkesi ve çevresi gümüş, bakır ve demir kaynakları açısından zengin olduğundan maden işlemeciliği oldukça gelişmişti. Kuyumculuk, kabartmalarla süslü tunç kemerler, tunçtan heykeller, kazanlar, at koşum takımları ve silahlar ile demirden şamdanlar dikkat çekicidir.

Urartu Krallarının listesi aşağıda verilmektedir :

Aramu M.Ö. 860-840

I. Sardur M.Ö. 840-830

İspuini M.Ö. 830-810

Menua M.Ö. 810-780

I. Argisti M.Ö. 780-760

II. Sardur M.Ö. 760-730

I. Rusa M.Ö. 730-713

II. Argisti M.Ö. 713-685

II. Rusa M.Ö. 685-645

III. Sardur M.Ö. 645-625

Erimena M.Ö. 625-605

III. Rusa M.Ö. 605-590

IV. Sardur M.Ö. 590-580

 

Urartular

Tarihi kaynakların bütününde, Urartular kendilerine Bianili demişler ve Urartuların yükselme devrinde Biate adı altında bir çok şehir ve insan topluluğu Van bölgesinde toplanmıştır.

MÖ. 4 bin yıllarından itibaren Doğu Anadolu Bölgesi’ne Kafkasya üzerinden Huri menşeli kavimlerin büyük kafileler halinde göç ettikleri görülür. Hurilerin MÖ. 2000’lerden itibaren Van Gölü’nden başlayarak Kızılırmak ve Yeşilırmak’ın Karadeniz’e döküldüğü yerlere kadar uzanan bir bölgeye hakim oldukları görülür.

 

MÖ. 13. yüzyılda Huri Mitani siyasi teşekkülünün merkezi otoritesi zayıflamış ve beyliklere bölünmüştür. Asur kralları bu küçük beyliklerini hakimiyetleri altına almaya çalışmış ve bu sırada Van Gölü çevresinden Batı İran’a kadar olan bölgeye Nairi ve U(u) Atri-Urartu ülkeleri ile Asurlular arasında mücadeleler başlamıştır.

Urartular ve Asurlar mücadelesi 9. yüzyıl ortalarına kadar sürmüş, Asurlar bu dağlık ve zor arazi şartlarına sahip bölgeyi egemenlik altında tutmasının zorluğu yüzünden Urartu Kralı Birinci Sardur (MÖ. 841-836) Urartu devletleri kurmuş ve başşehri Tuşpa yani bugünkü Van Kalesi olmuştur.

Urartular MÖ. 1. bin yılın başlarında Van Gölü ve çevresinde önemli bir devlet kurdular. Bununla beraber aynı bölgede Urartu adına daha Asur Kralı I. Salmanasar zamanında (MÖ. 1271-1242) rastlanmaktadır. Zaten Urartu dili üzerine yapılan çalışmalar bu halkın Huri dilinin bir lehçesini konuştuğunu ortaya koymaktadır. Urartu krallığı Medlerin aynı bölgelerde güçlü bir devlet kurmalarıyla 7. yüzyılın sonunda ya da 555 tarihlerinde ortadan kaybolmuştur

Birinci Sardur, Van Gölü’nün doğu kıyısında başkent Tuşpa’nın özünü teşkil eden Van Kalesi’ni kurmuştur. Kale’nin güney kısmındaki Sardur burcunun duvarındaki taş bloklar üzerindeki kuruluş Kitabeleri Urartu tarihinin bilinen ilk yazılı kaynaklarıdır. Urartu döneminde Van Kalesi’nin imarı geniş ölçüde tamamlanmış ve kalenin tamamlanması Kral İşpuini (MÖ. 764-735) zamanında olmuştur. Urartuların Van’daki egemenliklerinin MÖ. 6. yüzyılın başlarına kadar sürdüğü ve MÖ. 609 tarihinden hemen sonra Urartu ülkesini İskitlerin ele geçirdiği arkeolojik buluntulardan anlaşılmaktadır.

Urartu Krallığı’na çok sınırlı sayıdaki yazılı kaynaklar, MÖ. 1. bin yılın ilk yarısında Doğu Anadolu ve komşu ülkeler için önemli bir askeri güç erişebilen Urartular’ın dini ile ilgili pek fazla bilgi vermezler. Çağdaş Asur’un ve İran’ın veya MÖ. 2. bin yıl Anadolu’sunun tek hakimi Hitit İmparatorluğu’nun dini, dini inanışları ve uygulamaları veya mitolojileri konusunda oldukça fazla bilgimiz olmasına karşın Urartular için bu bilgiler konusunda yoksunuz. Urartu yazılı kaynaklarında Tanrılar için tapınak veya kutsal alanlarda yapılmış olan dini merasimlere, tanrılar aleminin oluşumuna veya tanrılar ile krallar, rahipler veya halk arasındaki ilişkilere ışık tutacak hemen hiç belge yoktur. Sayıları Ayanıs Kalesi’nde bulunan son iki tabletle birlikte ancak 22’yi bulan Urartu tabletleri, bu konulara hiç değinmemişlerdir .

Krallığın farklı yörelerinde ortaya çıkarılan anıtsal kaya yazıtları ise, tamamen ilgili kralın fetihleri ve başarıları ile ilgilidir. Kalelerde bulunan bir çok taş yazıt ise, daha çok o yerleşme yerinde yürütülen imar faaliyetlerini veya kaleler çevresinde gerçekleştirilen meyve bahçeleri, bağlar, sulama kanalları ve tesisleri ile ilgili bilgi verirler. Söz konusu yazıtların içeriklerinin daha çok daha çok dünyevi işlerle ilgili olmaları ve birkaç yazının dışında din ve dini davranışları konu alan yazıtların olmaması ilginçtir. Bu durum genelde merkeziyetçi bir yönetime sahip olan Urartu’da dine ve tanrılara verilen önemin Yakın Doğu’da görmeye alıştığımızdan daha az olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. Bir çok Urartu yazıtı, Tanrı Haldı’nin adı ile başlar ve birkaç tanrının adının geçtiği bir lanetleme ile biter. İnşa edilen bütün tapınaklar, kaleler, sulama tesisleri, bağ ve bahçeler genelde Tanrı Haldı, bazı durumlarda diğer tanrılar için yaptırılmıştır. Birçok Urartu yazıtında en az bir tanrının adının geçmiş olmasına ve krallığın çeşitli yörelerinde başta haldı olmak üzere tanrılara tapınaklar, saraylar, kaleler ve kutsal alanlar inşa edilmiş olmasına karşın, Urartu tanrılarının ikonografilerinin yazıtlara yansıtılmaması şaşırtıcıdır. Urartu Krallığı’nın sınırları içinde yaşayan halkların dini inanışları ve davranışları ve sonuçta tanrılar ikonografisinin oluşmasında payları da çok az bilinmektedir. Olasıdır ki; dini inanışlar ve davranışların, yöneten ve yönetilenler tarafından farklı mekanlarda ve farklı biçimlerde uygulanması bu bilgi eksikliğimizin temel kaynağıdır. Halk arasında yaratılan efsaneler veya geliştitirilen tanrısal ikonografiler krali yazıtlarda yer bulamamış, büyük olasılıkla okuma yazması olmayan basit halk arasında yazıya geçirilemeden sadece dilden dile aktarılmıştır.

İşpuini’nin önemli bir başka yazıtı Urartu dini ile ilgili Meher Kapı Kaya Yazıtıdır.Zimzim dağının Van ovasına uzanan burnu üzerindeki bir kaya nişi içine yazılan yazıtta Urartu tanrıları ve tanrıçaları ve bunlara sunulan günlük kurban listeleri yer almaktadır. Meher kapı yazıtı İşpuini’nin Musasiri koruyuculuğu ve egemenliği altına aldığı tarihten itibaren yazılmıştır.Meher kapı kaya yazıtında Urartu tanrılar alemi "panteonu" urartu ülkesinde kutsanan bütün tanrıları kapsayacak şekilde belki de yeniden düzenlenmiştir. Listenin ilk üç sırasını Haldı, Teişiba ve Şivini işgal etmektedir.

Listenin ilk altmışüç ismini erkek tanrıların isimleri oluşturmaktadır. Tanrıçalar sıralamasında Arubani, Huba, Tuşpea ilk üç sırayı almaktadır. Bu tanrıçaların liste başındaki ilk üç tanrının eşleri oldukları çok muhtemeldir

Urartu krallığınn İşpuini’nin saltanatı sırasındailgi duyduğu bir başka yöre Urmiye gölü yakınlarında bulunan topraklardır.Erçek gölü yakınlarındaki Karagündüz köyünde bulunan ve aynı adı taşıyan yazıtta doğu seferleriyle ilgili önemli bilgiler verilmektedir. İşpuini tarafından ilk kez Karagündüz yazıtında sözü edilen Barşua ülkesinin ele geçirilişi Urartu krallığının Batı İran üzerinde söz sahibi olduğunu göstermektedir. Özellikle M.Ö. 8. yüzyılın sonlarında kuzeybatı İran’da inşa edilen Urartu Kale ve yerleşim yerlerinin şaşırtıcı sayıdaki çokluğu bu bölgenin Urartu için ne denli önemli olduğunun kanıtıdır. Bölgenin önemi at ve çeşitli hayvan ihtiyacının karşılanması yanında özellikle tarım arazilerinin zenginliğinden kaynaklanmaktadır

M.Ö. 9-6. yüz yılları arasında egemenliğini sürdüren Urartu devletinin MÖ. 6. yüzyıl başlarından itibaren İskit ve Med akınları sırasında yıkıldığı görülür. Urartular MÖ. 666’dan sonra gittikçe küçülmeye başladıkları, aksine Sakaların ise Kafkasya’nın kuzeyinden gelen yeni göçlerle gittikçe büyüdükleri bilinmektedir. Bu konuda çok değerli araştırmaları bulunan Prof. Dr. M. Taner Tarhan bize şu bilgileri vermektedir: Urartu topraklarına İskitler’den önce Kimmerler gelmiştir. Güney Rusya’da Kimmerler’le bağlantılı arkeolojik materyalin MÖ. 2000’in başlarına kadar uzanmasına karşılık yazılı kaynaklarda adlarının geçmesi ancak MÖ. 8. yüzyıldan itibaren başlar. Antik Grek kaynaklarında ‘Kymmerion’, ‘Kymmerios’ adıyla tanımlanırlar. İlk kez Homeros onlardan söz eder ve Strobo gibi İskitler’i anlatan antik çağ yazarları Kimmerler’i Güney Rusya’nın ilk seçkinleri olarak tanımlar

 

  • GİRİŞ

  • URARTULAR

  • ÖNAsya'DA İLK Türk URUGLARI : KİMMERLER VE SAKALAR'IN GELİŞLERİ

GİRİŞ

Anadolu’nun kuzeydoğusunda, Çoruk solundaki Balkar sıradağları ile Karadeniz arasındaki çok sarp ve ormanlık dereler bölgesinde kurulan Rize ili ve çevresinin, bilinen ilk hakimAhalisi, "yuvarlak başlı, bitişken, dilli" ve Türk ırkıyla akrAbA " AsyaNİKLER "den idi.Okul kitaplarında öğretilen OrtaAsya Türkistan’dan gelen Sümerliler, Elamlılar ile soydaş sayılan Huriler, M.Ö.3500 yıllarında Azerbaycan ve Doğu Anadolu’ya yerleşerek: Kür, Aras, Çoruk ırmakları ile Yukarı Dicle ve Fırat boylarında yurt tutmuşlardır. Hürriler’in Van gölü çevresindeki baş tanrılarına göre Khaldıli denilen kolu, küçük beylikler halinde yaşıyordu. Güney komşuları Asurlular’ın bunlar ile sürekli savaşları vardı. Ülkelerine Asur dilince Urartu (1)   denilen bu Asyanik ve iyi madenci, çağın en usta su yolu (ark) ustaları ve koca taşlardan harçsız kaleler yapan kavim bu yüzden Urartular diye tanınmaktadır.

URARTULAR

 Asurlular’ın sürekli savaşları yüzünden, küçük beyliklerini M.Ö.850 yıllarında güçlü bir Krallık halinde birleştirdiler ve Tuşpa (2)   şehrini merkez edinince güçlendiler. Tevratı Şerifte "ararat" (3) denilen Urartular’ın kudretli  kralı Menua (M.Ö.810-786), Yukarı Aras boyları ile Malatya doğusunda Fırat’a kadarki yarlari ülkesine kattı. Oğlu I.Argişti (786-765), şimdiki Kars ili, Revan ve Gökçegöl çevresini, Tunceli-Elaziz bölgesi/Suphani’yi fethetmişti. Bunun oğlu II.Sardur (765-735), şimdiki Erzurum bölgesini de ülkelerine katarak, Çoruk boyunda ve Rize bölgesindeki soydaş Asyanikler’den KULKİ / Kolk kavmi ile komşu olan sınırlara vardı.

Bir bölgede Tarih Çağı’nın başlaması, ilk defa orasının bir yazılı kaynakta anılması ile olur. Bu yüzden, Çoruh boyları ve Rize bölgesinin tarihte ilk olarak, Urartulu II.Sardur’un, M.Ö.765  yılından az sonra Kars kuzeyindeki, Çıldır Gölü  güneyinde Taşköprü köyü üstündeki kayalıkta kazdırdığı çivi yazılı Kitabede, ilk defa "Kulki/Kulkha" adı ile, sonraki Yunan kaynaklarında geçen " Kolk/Koldit "lerden bahsedilmektedir.(4)

 I . ÖNAsya'DA İLK Türk URUGLARI : KİMMERLER VE SAKALAR'IN GELİŞLERİ

Kafkas  sıradağları ile Karadeniz kuzeyinde, M.Ö.2000'lerde OrtaAsya'dan gelerek yerleşen atlıgöçebe yaşayışla, ölülerini eşya ve atları ile gömdükleri, kabrin üzerine "kurgan" denilen toprak yığınından tepecikler yapan "at eti yiyen, kısrak sütü içen" KİMMERLER yurt kurmuştu. Şimdiki "Kırım" ülkesi adı, onların hAtırasını taşıyor.

Türkistan'da çoğalıp gelişerek, Çin hududundan Hazar Denizi'ne varınca geniş bir imparotorluk kuran ve soydaşları Kimmerler gibi yaşayan ve sonraki Oğuzlar/Türkmenler'in ataları olan SAKALAR, M.Ö.720 yıllarında Hazar Denizi kuzeyine gelerek Kimmerler'in ülkesini işgale başladılar. Bu yüzden Kimmerler'in bir kısmı, itaat etmeyerek Tuna boylarına, Avrupa içlerine göçtüler, bir takımıda itaat ederek kaynaşma yolunu tuttular.

Rahmetli hocamız Ord.Prof.Dr.Ahmed Zeki Velidi Togan'ın tesbiti ve en eski destani Gürcistan Tarihi "Kartlis Çkhovreba" da anıldığı gibi, sonraki KHAZAR/KAZAR ve BULGAR adlı Kıpçak kolundan gelme Türklerin ulu ataları sayılan Kimmerler'in Azak Denizi ile Kafkaslar arasındaki kolu, SAKALAR'ın baskısıyla M.Ö.714 yılında yurtlarını bırakarak, Kafkas geçitlerini aştılar. Kür ve aras ile Çoruh boylarına yayıldılar ve buralardaki URARTULAR, onların yaman okçu olan atlı savaşçılarına yenilerek geri çekildiler. Bu yüzden bir Asurlu kaynağı, Urartu kralı I.Rusa'nın M.Ö.713 yılında kuzeyde "Gimmiray" (Kimmerler) ile savaşıp yenilince, kendi hançeri ile intihar ettiğini belirtir.

Kimmerler'in bu "İLK GÖÇLERİ", "Kartlis Çkhovreba" da, "Khazarlar'ın Kartli (Gürcistan) ve komşularını esarete aldıkları "İLK SEFER" diye anılır. Tevrat-ı Şerif'de: Nuh Nebi'nin, yeryüzündeki insanların Tufan'dan sonra ilk ataları gösterdiği üç oğlundan birisi (5) YASEF (Yapheth)'in oğlu "Gomer" diye anılan Kimmerler, Asurluları bunaltmışlar ve Urmiye Gölü doğusundan sonra Adana/Çukurova'ya Kızılırmak bölgesine varınca göçüp hakim olmuşlardır. Bunlardan, Trabzon-Bayburt arasındaki "Kemer Dağı", Sivas-Kayseri arasında ve Kızılırmak boyunda "Gemerek" ile, Kars-Arpaçayı solunda (6) "Gümürü/Gümrü" gibi coğrafya hatıraları günümüze kadar kalmıştır.

Batıda Aşağı Tuna boy ve Karpatlar'a varınca Doğu Avrupa'ya hakimolan Sakalar, M.Ö.680 yılında, itaat etmayen "Son Kimmerler"'i kovalayarak, Kafkas Geçitlerini (7) aşarak: Azerbaycan-Gürcistan ve eski Urartu ülkelerine yayıldılar. Bu sırada Başbuğ hükümdarları Partatua (Herodot'taki Protohyase) aynı 680 yılında Asur'lu Devleti hududunda görülünce, yeni tahta çıkmış bulunan Asurlu Kralı Asurhadon (680-669), Sakalar'dan ülkesini korumak için kendi kızını, Partatus ile evlendirerek, kız akrabalığı ile dostluk kurma yolunu seçmişti. 

Partatua'nın halefi ve oğlu Madova (8) (654-626) çağında: İran, Anadolu, Suriye'ye de hakimolan Sakalar, Filistin'i işgal ederek Sina'da Mısır Firavunu III. Psammetik'ten M.Ö.634 yılında harac aldıktan sonra, oraların sıcağından hastalanınca, geri çekilmişlerdir. İran'ın "Ateşe tapıcılık/Zerdüştmül" Kitabı " Zend-avesta"da  (Aban yaşt"), "Haonalar" (Hunlar/Sakalar) Hükümdarı ve İran'ı dört defa yenmiş gösterilen "FransrAsyan/FrAsyak)" ve sonraki İran destanlarında (Örneğin Firdevsi Şehnamesi'nde) "Turan PAdişahı AfrAsyab (9) denilen Madova'nın, Türk destanlarında ve kaynaklarında (10)   "ALP ER TONGA " diye anılan ilk Türk cihangiri olduğunu, rahmetli hocamız A.Z.V.Togan, türlü delillerle isbat etmiştir. Onun tuttuğu, "Kartlis Çkhevreba" da ise, Sakalar'ın gelip hakim oluşları, "Gürcistan'a gelen 28.000 Türk ailesinin yerleşme ve bu işin, (11) Nabukhodonosor'un (M.Ö.587 de) Kudüs'ü yıkarak Yahudileri sürgün etmesinden önce olduğu; Makedonyalı İskender'in halefi Selevkoslular gelince; Kür ve Çoruk boylarındaki kalelerde ve "Sarkınet" (12) adlı şehirlerini Bunlardan"Bun Türkler"  ve Kıpçakların erlikle koruyarak baş eğmedikleri anlatılıyor. 

Çinliler'in "Su/Se", İranlılar'ın "Saka", Karadeniz kıyılarındaki koloni Yunanlılardan alınarak Yunan kaynaklarının "Sykth" (13) , Tevrat-i Şerif'in "Yasef oğlu Gomer'in oğlu Aşkenaz" dediği Sakalar'ın M.Ö.626 da Madova'nın Medler'ce hile ile öldürülmesi üzerine, Heredot'un andığı "28 yıl süren Asya'daki hakimiyet" üstünlükleri sona erdi. Fakat, Hazar Denizi ile Kızılırmak başları arasında tutunan Sakalar'ın M.Ö.609 yılından az sonra, Urartu Ülkesi'nin hakimi  olduklarını, Babil Kronikleri" belirtilmektedir. 

 1) Yukarı el, Yüksek Ülke

 2) Eski Van Kalesi

 3) Nuh’un gemisi’nin Tufandan sonra oturuğu dağ/Ağrı’nın Avrupalılarca adı

 4) Benim, Kars Tarihi, İstanbul,1953, Prof.Dr.Afif ERZEN, Doğu Anadolu ve Urartular, ankara,1984)

 5) Türklerin de Oğuznameler'de uluatası sayılan

 6) 1834 de Rusların Alekabdropol, 1924 den beri Bolşeviklerin "Leninakan" adını takdıkları

 7) Dağıstan güneyinde "Demirkapı-Derbenmd" ve Tiflis kuzeyinde "Daryal"

 8) Heredot'ta "Protothyas oğlu Madyas

 9) Savaş tanrısı anlamında lakab

10) 714 GökTürk yazıtı, 1069 "Kutadgu Bilik", 1072-1074 "DivAnu Lugati't Türk" 

11) II.Babil Kralı Bukhtunnasır da denilen

12) Sarıkın/Sarıklar yurdu

13) İskit, doğrusu: "Çikit, Çikil uruğu ataları ve Çerkesler içinde "Zyg, Sikh", Gürcülerin onların Ubuk kesimindeki yurduna verdikleri "cik et / Çik et" Çık yurdu deyimi de bununla ilgili.

 

 

 

back

anasayfa