Bir Sosyal Dayanışma: “Hab-Hap”

Sosyal hayatta bazı kavramlar zamanla ortadan kalkarak yerini bir başka kavrama bırakmakta ya da fonksiyonunu değişik bir şekilde devam ettirmektedir. Pareto’ya göre, sosyal hayat içinde görülen bir takım iktisadî faaliyetler, aslında sosyal faaliyetlerdir. Yani ona göre iktisadi olaylar sosyolojik olaylardır. Çünkü iktisat, sosyal ilişkiler sonucu ortaya çıkar (1). Parsons’da “iktisadi hadiselerin, sosyal hadiselerden ayrılmayacağına işaret eder...” (2). O halde yapılması gereken, iktisadî bir olayı ele alırken meydana geldiği sosyal yapıya dikkat etmektir. Ancak sadece o yapıyı dikkate almak yetmez. Sosyo-kültürel unsurların tarihî temellerine de inmek gerekir. Aksi takdirde yaptığımız, görünenin kaba hatlarını tasvir etmekten başka bir şey olamaz. Bu nedenle, saha araştırmasında Yeni Konak’ta “hav-haf”; Gözeli’de “gaf-xöf-hab”; fiabanlı’da “havf”; Koruk’ta “ğap”; Kacar’da “hav”; Geçitveren’de “keşik”; Sarılı’da “hap”; Ağın, Aydıncık ve Meşeli’de “hab” diğer köylerde de ya benzeri ya da aynılarını tesbit ettiğimiz “hab-hap” kavramının, ilk önce tarihî temellerini ifade etmeyi uygun buluyoruz.

“Vakıf” Arapça bir kelime olup, “vekafe”den gelir. Lügatlara müracaat ettiğimizde “durmak, durdurmak ve habs etmek” gibi manalarla karşılaşırız. Molla Hüsrev “vakıf kelimesinin genellikle ‘Habs’ etmek manasında kullanıldığını beyan eder” (3). Cenanizade de vakıf kelimesinin, “alıkoymak, durdurmak, habs ve menetmek” (4) manalarında kullanıldığını yazar. “Habs” ise Arapça’da “tutmak, menetmek, hapsetmek, vakfetmek” (5) manalarına gelir. Akgündüz’e göre de,

 “Osmanlı Devleti’nin idare kanunları anayasası demek olan Tevkii kanunnamesi’nde sadrazamın vazifeleri arasında...tenfizi hudud ve kısas ve habs ve nefy ve enva-ı ta’zir ve siyaset...” (6)

sayılmaktadır.

“Vakıf” ve “habs” kelimelerinin birbiriyle olan ilgisini; Yediyıldız da şöyle yorumlar:

“Vakıf kelimesi Arapça’da durdurmak alıkoymak manasına olup, ıstılah olarak, VIII. asır ortalarından XIX. asır sonlarına kadarki devrede, İslam ülkelerinin içtimaî ve iktisadî hayatında ehemmiyetli bir rol oynayan dinî içtimai bir müessesenin adıdır. Bu müesseseye, şimali Afrika’da, hubus (c. habis) veya hubs (ahbas) adı verilmiş ve bu ıstılah Fransızca’ya “habous” şeklinde geçmiştir” (7).

Ayrıca Kuzey Afrika’da “hubus” (habis) veya “hubs” (ahbas), oradan Fransızca’ya “habous” olarak geçen kavram “hapis” anlamında, Azerbaycan’da “habs”; Uygurca’da “haps” (8); Tarama Dergisi’nde haps “hapis”, “kısıg” ve “tutsaklık” (9) anlamındadır. “Kısıg”ı Kaşgarlı Mahmut “hapis” -Beg kısığında kaldı: O, beyin hapsinde, bir iş için Beyin emri altında kaldı” (10), “kısığ-kızıg-kısağ”ı, Gabain de “dar, daraltma, hapis” (11) anlamlarında kullanır. Derleme Sözlüğü’nde ise “hap”, “köylülerin yağ, peynir yapmak için sıra ile sütlerini birleştirmeleri işlemi, yani imece” anlamında, (Mesudiye / Ordu, Erzurum, Erzincan, Kozan / Adana) (12) kullanılmıştır.

Buraya kadar verilen bilgilere göre, “hab” kelimesi “vakıf” ile “habs” kelimelerine dayanmaktadır. Dolayısıyla bu kelime, geleneksel kesimde yardımlaşmanın basit bir şeklini, yarı resmî olarak da, İslam devletlerinde, özellikle Selçuklu ve Osmanlı’da devletin dinamiklerinden olan “vakıf müessesesi”ni ifade etmektedir.

Sütün imece usulü toplanmasına Mersin Yörüklerinde “keşik” denir. Bu geleneği Alptekin, Yörüklerin yayla kültürüne bağlı olarak izah eder. Ona göre yaylada yapılan en önemli işlerden biri sütlerin “keşik” (sıra) usulüne göre toplanmasıdır (13). Aynı gelenek Kadirli ve bölgesinde de Mersin yörüklerindeki gibidir. Ayrıca “keşik”; “sıra”, “nöbet” anlamında Afyon, Yalvaç, Serinkent, Burdur, Aydın, Balıkesir, Çanakkale, Sivrihisar, Bolu, Zonguldak, Kastamonu, Çankırı, Sungurlu, Sinop, Amasya, Ünye, Giresun, Trabzon, Şiran, Erzincan, Urfa, Maraş, Sivas, Avanos, Bor, Ereğli / Konya, Kadirli ve Silifke’de de kullanılır (14).

Ülkemizde “hab” geleneği hakkında latin harfleriyle yazılı ilk eser; Abdülkadir adıyla yazan, Sivaslı halkbilim araştırmacısı Abdülkadir Sarısözen’e aittir. Makalenin Sivas köyleri dikkate alınarak yazıldığı Halk Bilgisi Haberleri Dergisi’nin 12. sayısındaki fihristinden ve Sivas Folkloru Dergisi’nin 9. sayısındaki iktibastan anlaşılmaktadır. Yazar

“köylerimizde köylülerin, şehirde sağmal hayvan besleyenlerin “süt ortaklığı” yapması “hap” ve bu işe de “hap etmek” denir. Bu ortaklığın yazılmamış yasası, bozmayı kimsenin düşünmediği bir (Töresi) vardır”(15)

diyerek, iktisadî bir gelenek olan “hap”ı hem tanımlar, hem de önemini vurgular. Bundan sonra da hap’ın yapılışı, bu esnada uyulması gereken kuralları ve “hap”la ilgili deyimleri belirtir. Mesela bu deyimlerden birisi “inek öldü hap kesildi” (16) dir. Erzincan’da da hayvancılıkla uğraşanların sütleri yeterli gelmediğinde, yeterli sütü elde etmek için nöbetleşe süt alıp vermeye halk arasında “hap etmek” denir (17). Keban Baraj gölü altında kalan Çemişgezek’e bağlı Pulur (Sağkaya) köyünde de sütler azaldığında, komşular birbirlerine sırayla ödünç süt vererek, sütün belli günlerde, belli kişilerde toplanmasını temin ederler. Ancak “hab”a katılanlar geleneğin zorunlu sonucu olarak, birbirlerinin ayran ihtiyaçlarını giderirler (18). Bu gelenek, Erzurum ve Güzelova ile ilgili bir çalışmada “hab” (19), Tunceli Şavaklarıyla ilgili bir çalışmada da “ğap” şeklinde ifade edilmiştir (20). Kutlu da göçebe Tunceli Şavaklarında rastladığı, “hap” geleneğinin iktisadî boyutunun önemini vurguladıktan sonra, “hap geleneğinden, satır aralarında bahsedilmiştir” (21) der.

Ayrıca Kutlu, aynı eserinde Abdulkadir’in makalesine atıf yaparak, şunları yazar:

“A. Sarısözen, adı geçen makelesinde “Hap”ın mahiyeti ve faydalarını açıklarken, bu ortaklığın yazılmamış yasası, bozmayı kimsenin düşünmediği bir töresi vardır” (22)

der. Kutlu, 1987 yılında yayınlanan göçebe Tunceli Şavakları hakkındaki doktora tezinde de, “hab”ın bir ekonomik dayanışma örneği olduğunu tespit etmiştir (23).

Bizim [Elazığ ve Ağrı'nın köylerinde] derlediğimiz “hap-hab” ya da “keşik” geleneği ise, yukarıda ifade edilen çalışmalarda, nasıl oluyorsa aynen o şekilde olmaktadır. Ancak bazı sosyo-kültürel ve ekonomik olaylara bağlı olarak hayvancılığın azalması, bu sosyo-ekonomik kurumun, bir müddet sonra ifade biçiminin değişeceğini gösteriyor. Mesela Kadirli’de köylü kadınlar, artık birbirleriyle süt için “keşik” yapmıyorlar; fakat yardımlaşarak ekmek yapma usulüne, yani imece işlemine “keşik” diyorlar. Ayrıca Kadirli yöresinde dostluk ve alış-verişlerdeki yakınlığın bozulmasını anlatmak için, “inek öldü dostluk bozuldu” ya da “dana öldü, keşik bozuldu” deyimleri kullanılmaktadır. Bu deyim Ağın’da “dana öldü hab kesildi, inek öldü hep kesildi” şeklinde söylenmektedir.

Mustafa Aksoy

Notlar

(1) Freyer, H.: İçtimaî Nazariyeler Tarihi. (Çev. T. Çağatay), Ankara 1977: 152.

(2) Eröz, M.: İktisat Sosyolojisine Başlangıç. İstanbul 1982: 167.

(3) Kerimoğlu, Y.: Kelimeler Kavramlar. İstanbul 1983: 157.

(4) Ebül-Kemal Ahmet Asım el-mütercim, El-ukyanusul-Basit fi Tercemeti’l Kamüsi’l-muhil, C. I. İstanbul 1305: 401.

(5) Şimşek, M.; Uzun, T.: Arapça-Türkçe Deyimler, Kalıp İfadeler, Atasözleri Sözlüğü. İstanbul 1991: 89.

(6) Akgündüz, A.: Osmanlı kanunnameleri, C. I. İstanbul 1990: 106.

(7) Yediyıldız, B.: “Vakıf mad”. İA , C. XIII: 153.

(8) Ercilasun, A. B., ve diğerleri, Türk Lehçeleri Sözlüğü, C. 1. Ankara 1994: 310-311.

(9) Tarama Dergisi. İstanbul 1934: 279.

(10) Kaşgarlı Mahmut: Divanü Lügat-İt Türk. (Haz. B. Atalay), C. I, Ankara 1985: 376.

(11) Gabain, A. V.: Eski Türkçenin Grameri. (Çev. M. Akalın), Ankara 1985: 280.

(12) Derleme Sözlüğü, C. VII. Ankara 1974: 2276.

(13) Alptekin, A. B.: Görgü Ansiklopedisi, İstanbul (t. y), s. 150.

(14) Derleme Sözlüğü, C. VIII , Ankara 1975, s. 2770.

(15) Abdulkadir: “Hap” Halkbilgisi Haberleri Dergisi, 1 (1929): 12.

(16) Abdulkadir 1929: 12-13.

(17) Koşay, H. Z.: Köylerimiz ve Geleneklerimiz” Türk Yurdu Dergisi,  309 (1965): 30.

(18) Koşay, H. Z.: Pulur (Sagkaya) Etnografya ve Folklor Araştırmaları. Ankara 1977: 61.

(19) Koşay, H.; Kılıç, S.: “Güzelova (Erzurum) Etnografya ve Folkloruna Dair Notlar” Türk Etnografya Dergisi, 6 (1963), 1965: 77.

(20) Gül. Y.: Tunceli’de Şavaklılar. Ankara 1976: 13.

(21) Kutlu, M.: “Şavaklı Türkmenler’de “Hab” Geleneği” Türk Kültürü Dergisi, 273 (1986): 30.

(22) Kutlu 1986: 30.

(23) Kutlu, M.: Şavaklı Türkmenler’de Göçer Hayvancılık. Ankara 1987: 149-151.

back